01:02, 23 Ekim 2018 Salı



Bilişsel Tezkiye, Bilişimizi Hakka Arziye

Bilişler ve edip-eyleyişler evrenindeki mahallini tayin ve tesbit edebilmek insanın paha biçilmez bir içtimai sermayesidir. Bunu temin edecek hiçbir tavassutu haiz değiliz şimdi.

Bilişsel Tezkiye Bilişimizi Hakka Arziye
Bilişsel Tezkiye Divanı

“Bilginin İslami’leştirilmesi” diye bir tabir var. Bu tabire iştiyakı olanlara ihtarımız olsun kısacık ve sonra o ihtarı vesile ederek bir bahis açalım. Önce ihtarımız:

Efendim bilginin hakka arzı demek olur o tabir. Ve zihin fesada uğramadıysa böylesi bir teklif tulu etmez kişioğlunda. Çünkü bilginin İslam’dan başka bir menşei bile olabilir imiş alakası inşa edilir öylece. Bilişinizi hakka arzetmekten dem vuruyorsanız ancak o tabirinizi kaale almak kabildir. Allah’ın bize öğrettiklerinin ilkleridir bizim sahih bilişimizin menşei. Sahih bilişimizin başka bir menşei olabilir zannını teşyi etmek müslümana mı düşmüş yani! Bilgi zaten İslam’dandır. Bilişinizi İslam’laştırmalısınız zaten. İhtarımız bu kadar. Bu vesileyle açacağımız bahis ise şudur:

Bilişimizin hüviyetini tebarüz ettirecek ve tezkiyelerimize amed/senet kılınır cihaz tutulacak bir mecramız yok.

Sağdan soldan gelen dirsek darbelerine maruz kalırken zabta geçtiğimiz kavrayış (bütün beşere atfederek söylüyorum, semelemiş haldeyken güya kavradıklarımızın) isimlerinden ibaret divanlar var sadece. Bilişimizi hakka arzederek tezkiye imkanlarından mahrum haldeyiz. Kim olduğun nerenden belli sualine fiillerimizi şahit tutamadığımız gibi kim olduğumuzu kendi kendimize tahkik ve ihsas ettirici kayıtlarımız da yok. Bilişimizin ve edip-eyleyişimizin (her yerde, her an, daima hazır) tezkiyesi amacıyla müracaat edilir şekilde cihazlandırılmasına muhtaç değilmişiz yani!

Istılahta doğrudan tetabukunun veya o ıstılahın tali/müfred meşgaleler mehazından tafsile irtibatının vesilelerini zabdettiğimiz bir “sınıflama ağacımız” yok. Sınıflama ağacımız olmayınca da “malumat imbiklerimiz” oluşturulamıyor. Sınıflama ağacın olmayınca elbet malumat imbiklerimiz de muhal iken haliyle ne takrirlerimizi dayandırabileceğimiz “belli intikallerimiz” ne de tatbikatımızı tescil edebileceğimiz “hafızamız” olabiliyor.

Çağımızın yani müşahit neslimizin insanı dünkü nesillerde varid olan “hüviyetini deruhte edebilmek” imkanını müfred haldeyken bile koruyabiliyor, işletebiliyordu. O imkanlar manzumesinin müştemilatından olan şubelere… mesela meslekler, anane, mahalli/cüzi müesseseler (aile, çarşı, müşteri, komşuluk, mahallelilik…), şamil hevaiç, aleme malum gayeler gibi cari kadim heyakile sahiptiler. Aidiyet ve mensubiyet mülahazaı, mütalaaı muhkem idi. Ve o çağların insanına siyak ve sibakta mevkiini kaybetmeden ve yeni olanın peşindekine dahi usturuplu, usullü, üsluplu yani kasdın istikametini halin mevcuduyla kopukluğa düşürmeden idrak yetkinliği veriyorlardı o heykeller. O yetkinliği hissetmek için bir bilene ya da bildirene müracaat ducreti, meşakkati, keşmekeşi yaşanmıyordu. Bu çok mühim bir huzur ve sürur menazırıdır. Şimdiki nesil bu huzurdan handiyse mahrumdur.

Bilişler ve edip-eyleyişler evrenindeki mahallini tayin ve tesbit edebilmek insanın paha biçilmez bir içtimai sermayesidir. Dünkü o mevcudun bugünün şekline, şemailine, eşkaline tam mütekabil, mütenasip cismini, cihazını, talimini, icraını, tesisini daha ne kadar ihmal edeceğiz? Arama motorları, hypertext elektronik kitapları ileri sürüp de “ihmal eden mi varmış” diyerek kendimizi kandırmayı sürdüremeyiz. Bu ihmalden doğan boşluğu içtimai meksefe, beşeri indüktivite, ferdi kompresör benzeri şeyler halinde başımıza örülen çoraplarla dolduracak harisler, istismarcılar, ihtikarcılar, suiistimalciler ordusuna nefer yazılacağız herbirimiz hafazanallah, aman. Enformatik Rafinerilerimiz etiketinin gasbedilmesi an meselesi yani. Bilişsel Tezkiye ve Bilişimizi Hakka Arziye çabası berhava oldu gider yoksa böyle böyle.





İlgili Haberler