03:33, 15 Aralık 2017 Cuma



Ana Sayfa > Enformasyonizm > Enformativite |

MODERNETİKLER ENFORMASYONİZME YETİŞİR, BAŞKA TEDARİKÇİ LAZIM DEĞİL HATTA

“Sonuca ulaşma yetisi”ne güvenmek / güvenememek… fiziksel ve farazi cepheleri itirabiyle bütün olamamak meselesi yerine bugün dünya; “prefabrik konsensus” ve onlara hazır edilen “modüler liderlik” araçlarıyla meşgul ediliyor.

Tahkik ile tenkit arasında tetkik usulünüz durmaktadır tefrik edici olarak. Bir tahkikçi misiniz tentikçi misiniz başka türlü ayırdedilemez. Elbet “kimin nesine neci olduğunuzu anlamak güçlüğünü aşmak isteyen” kişi önünde bu ayırımın bir önemi vardır.

Hem enformasyonun hem teknolojinin “sade ve saf” amedleri ve senetlerine vukufumuz nisbetinde Enformasyon Teknolojisi muhtelif cihazlarıyla, makinalarıyla, aletleriyle hayatımızda layık olduğu mevkiye tutunabilecektir. Enformasyon ve Teknoloji’nin sade ve saf istinatlarının, itimatlarının zihinlerde yitirilmesi halinde, güya zihneden gevezeler abuk sabuk sakınca-çekince, kaçınma-kanıksama edebiyatı parçalayaduracaklardır.

2008 senesiydi, teyzemi havalimanından yolcu ediyoruz. Liman ana binasında uğurlayıcı kapısından girerken metal dedektörlerle üzeriniz yoklanıyor tabi. Uzatmayalım… büyücek cüzdanıma ilişik taşıdığım iki metal eşyamı, polis, rehnaldı. Biri, kağıt kesici olarak kullandığım başparmak tırnağı ölçeğindeki çakı ve diğeri Scriks kalem!.. Beyni sulanmışlığın tezahürüne bakar mısınız!? Teyzemi uğurlayıp geri çıkarken binadan rehinlerimi iade aldım. Kalemimin sökülüp içine bakılmış olduğunu gördüm. Çünkü üstüne yapıştırılmış “sahibi şudur” etiketini kaldırınca, demek ki etiket sayesinde bütün bütün duran kalem, parçaları birbirinden çözülüp yere saçıldıydı.

Emniyet tedabirinin saf ve sade istinatlarını idrak etmek mevzuuna hiç tedahül etmemiş ve hatta tamamen habersiz “polisin vukuatı”na emsal enformasyon tedabiri caridir bütün kamuda ve resmide maalesef. Teknoloji emellenmesi de aynı zihin keçeleşmesiyle malüldür kamu alemde. Kaleminize ve parmak çakınıza silah muamelesi yapanlar birbirlerine karşı hamle etmek yahut göt kollamak çekişmelerini öyle azıtmışlardır ki… insanların birbirleriyle ve eşyalarıyla; insanların birbirleriyle ve kurumlarıyla, işletmeleriyle; insanların birbirleriyle ve hizmetleriyle, ihtiyaçlarıyla aralarındaki örtüşme, gerektirme, içerme mevkileri tahrip edilmiş durumdadır, netice.

Enformasyon teknolojileri muhtevasının saf ve sade çıktılarından birini dile getireceğim: A4 Ebat Kağıt. Gözünüze en çok kolunuz uzunluğu kadar uzaktan bir yazıya, bir resme bakmanın ölçüsüdür A4 ebat. Kol uzaklığına kadar yanaşıp okumanın yahut seyretmenin yararına, şartlarına, imkanlarına vakıf olan kişiler; A4 kağıdın hayatımızda layık olduğu mevkiinin diğer paydaşları olan teknolojiklerin saf ve sade dayanaklarını da yararlarımıza, şartlarımıza ve imkanlarımıza bağdaşık kılabileceklerdir elbet. Ancak onlar ama.

İnsanların iletişmesi öyle saf ve sade kavrayışta tetkik edilebilir bir gailedir ki, insan-insan iletişimine kolaylaştırıcı olarak katılan hangi cihaz, makine, alet olsa onların herbiri bir “A4 ebat standardı” kadar sari, içkin, derun ve anonim, harc-ı alem şeyler haline gelecektir muhakkak. İnhisar, ihtira, imtiyaz rusum ve harcına ya da selahiyet ve bezirgan hadlerine ne kadar bağdaştırılmış olurlarsa olsunlar “her iletişim sermayemiz ve hattımız” despotiklerden kurtulacaktır zamanla.

Bugün despotiklere, otokratiklere, egosantriklere olduğu kadar sırf yapabildiği için yaparlık azıtmasına kapılanlara kaptırılmış bir “iletişim cihazlanması” variddir. Yenilik iktisadı suistimalcilere ve yenilik adabı da istismarcılara nasıl payidar olurmuş (?) “internet altyapısı” fesadından şahit olmaktayız.

Bileklerimize takılan kelepçeyi satın almak ve kelepçenin mucitlerine şerefiye ödemek zorundayız sanki. Teknoloji dediğin A4 kağıt standardından ibaret değil hemşerim teviline boyun eğemeyiz. Teknoloji satın alan, karşılığında sadece cihazı için peşin ödemekle kalmıyor. Aynı zamanda bi’l-ahire ve dolaylı ödemeler mandasına “bağlantılandırılıyor”. Ne ödenecek o da belli değil, hem, ne zaman istenirse… Boyun eğiyorsam en evvel ve en geniş iltimasları almalıyım uyanıklığıyla veya ödeyeyim ama suistimallerden korunmaya da bakayım diyerek “internet iletişim altyapısı” mısmıl kılınamayacaktır fakat.

İnternetle iletişim altyapısı nedir, niçin yarayışlıdır, nasıl yarayışlıdır sorularının açıklamasına tahkik yolundan müdahalelerimiz engellenirken, “cari ve baskın teamülü süsleyen” açıklamalarla boğulmaktaysak ve modernetikleşme vakalarından olan facebook, twit gibi “çılgınca konsensuslara” sürükleniyorsak eğer, fevka’l-ade müphem ama müphem olduğu kadar kuvvetli tuzaklarla kuşatılmışız demektir.

Modernetik muhalif nevzuhurdur mesela hal-i hazırda. Muhalif veyahut tehditçi birey hem herkese ulaşabilecek ve hem kimliğini otoritelerden gizleyebilecek diyorlar internet iletişimi yüzünden/sayesinde falan. Böylesi bir ihtilaf yahut tehdit olsa olsa tuzak veya öcü benzer bir şeydir. Hayalet mi bu muhalif niye saklanıyor! Muhalif midir tahrikçi fesat mıdır ayırdedilmesini hepten kendi eliyle güçleştiren kişiye kim güvenir? Yani dijital itirazcılık analog olanından “tesir bakımından” ne üstündür ne de düşük. Meydana çıkmamak şartıyla nida imali peşindeki adama hangi diğeri itimat etsin? Nida dediğin zaten çağrılı toplaşma demek değil miydi? Otoriteyle otoritit arasında gayr-ı resmi müracaat sisteminden başkaca bir kıymet yüklemesi yapılamaz dijital nümayiş platformlarına yani. “Aktivizm rizikosuz”, “aktivizm yorulmadan” olacak şey değil. Eğer olursa ve olmaktaysa “gizlilik ve izini silmek” neden?

Tahkikçi adam hemen tenkitçi yaftasına uğramaktadır bu tür hasbi soruşturmalara girdiği için. Bir muhalif hareketi tervic olsun ya da hükümet içinden gelen bir teklifi tasdik olsun (aynı hesap) hangisi olursa olsun “telifin tefsirine ve de teviline muttali olanların sayısı, o telifin kadrosunun çeperlerine doğru azalır azalır. Tarafgirler Çeperinde artık o telifi bileni bulamazsınız. Onlar taklitçilerdir. Gündemin bile değil, “katılmanın taklitçisi katılımcılardır” üstelik: Peşe takılmacılar.

Taşeron istihdamı reddedenler mesela: “Taşerona Hayır” yaygarası altında derdest edilen kitleden hangi kişiye “niye hayır” diye sorsanız alacağınız cevaplar “Kobiciliğe Hayır” yaygarası için de kullanılabilir cevaplardır, fakat kobicilik hiçbir zaman kötülenmemiştir. Taşeronculuğu reddetmelidir diyenler yan sanayinin küçük ve orta ölçekteki işletmelerinin büyük-kocaman tek bir fabrikaya peşkeş çekilenler olduklarını farkedememektedirler.

Yani bir hareketin sonuca ulaşma yetisinin hakkaniyetle ve dürüstlükle hiç alakası olmadığı gibi, bilmekle ve vukufiyetle de alakası yoktur. Doğru yahut Yalan… lafı büyütme gücünüzü ve yatırımınızı “hızlandırmanız, derinleştirmeniz gerekiyor ve hız-derinlik dengesini akletmeniz.

“Sonuca ulaşma yetisi”ne güvenmek / güvenememek… fiziksel ve farazi cepheleri itirabiyle bütün olamamak meselesi yerine bugün dünya; “prefabrik konsensus” ve onlara hazır edilen “modüler liderlik” araçlarıyla meşgul ediliyor. Sorumluluğu üstlenenlerin kitleler halinde bir mecrada görünmeleri için “bıçak kemikte” sıkışmasının yaşanması gerek(tiril)miş hep şimdiye kadar. İşkence, açlık, katliam, tecavüz ilahiri nice sıkışmalar her zaman yalan, hakaret, dışlanma gibi çürümelerin önünde ve en önemlisi olarak görülmüştür. The New Digital Age kitapları için Henry Kissenger ile konuşmuşlar Mr. Schmidt ve Mr. Cohen, demiş ki Kissenger: “…eşsiz liderlik insani bi’şeydir ve kitlesel sosyal topluluk tarafından üretilemez”. Facebookçuluk sorumluluğun üstlenildiğinin değil “kitleye” tahvil edildiğinin, yani ipe un serildiğinin göstergesi oldu, foya zaten meydandaydı.

“Aklınıza hakaret ediliyor, haysiyetinizle oynuyorlar ne duruyorsunuz, insan değil misiniz” çıkışması tahrik olmaya yetmiyor. Ve ayrıca bu tür mağdurun hiçbir pazarlığa yanaşmayacağı düşünüleceği için hemen tepelenir, ki, hiç kimse “beni de tepelesinler” diye kendini belli etmeyecektir. Netice o çıkışma, destekçi bulmayacaktır.

“İşkenceye uğratılıyoruz, açlığa itiliyoruz, katlediyorlar bizi, tecavüz ediliyor hepimize…” gibisinden nümayişler de “prefabrik konsensuslar” için pek mütenasiptir diğer taraftan. Sorumluluk üstleneni de bulunur bu yaygaraların. Çünkü pazarlıkçı modüler liderler tahsis edilmesi işten bile değildir bu yaygaralara. Ayrıca “zalimin verebileceği… kerem edebileceği, lütfedebileceği” bir şey talep edilmektedir. Müstekbir ve müstağni ekmek verince ve işkenceyi, katli, tecavüzü tatil edince bir mevki kaybetmiş olmuyor hem. Hatta istediğini yaşatan istediğini öldüren rab olduğu tescil ediliyor. Ama “hakaret etmeyeceğim, haysiyete hürmet edeceğim” sözünü duymadıktan sonra susması beklenmeyen bir muhalif karşısında, “tamam, olur” demek “eşdüzeyliği” kabul etmek demektir, ki, zalimin batılı terketmesi beklenmez.

Enformasyonizmin modernetiklerini teşhis alanından biri işte şu Arap Baharı ve Taksim Gezisi, Wall Street Direniş ve benzer kabarmalardır. Herkes “bu kavga nereye kadar benim kavgam” diye soranlardan biri oldukları için o muhalefetler birer kabarmadan ibaret kalmışlardır. Bu soru “hakkaniyete huruç” hareketlerinde küfürdür. Muhalefetini menzil menzil tasavvura intikal ettirmiş akıl-zihin; “şimdiki hangi kavga benim zaten kadim kavgam” sorusuyla tarifenamelere ve talimatnamelere müracaat eder ve ettirir oysa.

Fertlerin gündelik bağlantılılığı ise, bağlantılılık tarafından bağlantılılık için üretilmiş şu ikiden birine tam-bağlı: Ya kıçını başını göstermeceye ya da tehdit arzına / satımına. Kurumların bağlantılılığı ise takdir talebine / isteğine / alımına.

Oysa fertler de kurumlar da birer “şahsiyet”tirler. Yani özerk emellenmeleri uyarınca dururlar yahut yürürler. Şahsiyet rafine sebepler ve malumatlarla karar alır ve yapar. Onun bağı sebepler ve malumatlardan müteşekkildir. Esasen amaçların, sonuçların, nesneliğin bağlı kılınmasından bahsedebilinmelidir. Bu bahsediş imkanı DDOS saldırısı gibi “meşgul ederek kilitleme-sabotaj” taarruzu altındadır. “Sırf Yapabildiği İçin” yapılır türden eyleyişler istilasına uğramış olan “internet yolları” ferdi yahut kurumsal modernetiklerin peşinde koştukları ispat-ı vücut için kurulmuş sanki!? Modernetik egosantrizmin Yapmayı Önerdiği Tek Şey, reklam.

İnternet iletişim altyapımızı işgal eden facebook gibi, anonim e-mail server gibi, search engine optimizer gibi mecralar falanca profilin filanca profile, sırf birbirleriyle bağlılık kurdukları için bile her yeni ifşaını ihbar trafiği doğurarak internet yollarını meşgul ediyorlar. Birbirine benzer profilleri birbirine ihbar trafiğini, bir uygun profile yönelik hazırlanmış reklamın ihbar trafiğini, içerikler içinde birbirine çekilebilecek ortaklaşalıkları bulunanları birbirlerine ihbar trafiğini,… ilahiri ekleyin de ekleyin şu lüzumsuz trafiği. İnternet yolları “dijital hovardalara ve berduşlara, maceracılara” hizmet etmemelidir deniyorsa eğer resmi ağızlardan, demektir ki o zaman hal-i hazırın adı “sosyal medyacılık gerçek ve faydalı olan, hayırlı olan bağlantılılığın” önünü tıkayan sabotajların ta kendisidir de denmiş oluyordur ve bu sabotaj bizzat o resmiyetleri işgal edenlerce yaptırılmaktadır demektir.

Enformatikleri kullanan, “benzemezlikleri”yle ürettiğini sunan kişi olmakla “modernetik derekesine” düşmediğini göstermeyi başarmış kişidir. Bu formasyon kendine tam tetabuk eden enformasyon sistemi kuranı da doğuracaktır hatt-ı zatında.

Allah’ın sünnetleri herkes için geçerli olan fırsatlar manzumesidir. Her insan teneffüs eder mesela. Kimse başka türlü soluma sistemi sahibi değil ve herkes aynı havayı soluyor. Bu meyanda havayı zehirleyen varsa, “dışarıyla içeri arasında zar var diye” kulağımızdan solumayı devreye sokmaya uğraşacak değiliz. Benzemezliklerimiz vesilesiyle iletişiyorsak iletişimin ayartıcılıklarından sakınmaya bizi muktedir kılan statik ahlakımıza muvafık benzemezlikle donatılmış olan yerine (yani kalkan, kilit, perde yamaları yerine) ikmal yolunda kavileşen bir ahlak gibi “iletişimin biriktirdikleriyle genişleyen yani daima kendi kendine inkişaf eden veriyolu mimarisiyle inşa ve imal edilmiş veriküresi cihazları teknolojisi icadetmelidir. Fakat hava soluma sistemi nasıl ki herkeste aynıdır, dünyadaki herkes de tek sistemde çalışan bilgisayarlar edinmişlerdir. Bir zehir-virüs sadece bir kişiyi zehirlemiyor, o havayı soluyan yani o bağlantılılığa dahil bütün bilgisayarları zehirliyor. Benzemezliklerimiz dolayısıyla iletişiyoruz fakat iletişim cihazlarımız o iletişimden hasıl olan şeylerle inşa edilmeyen Allah yapısı mahluklar mesabesinde.

Hem sabotajların hem istismarların hem suistimallerin önünde açık düşmemeyi hem de mahremiyeti sağlayacak bir tedbiri içkin olarak iletişim donatımı ve altyapısı başarmak zorundayız. Bu gailede “benzemezliğin dinamikliğini kendi kendine üreten” cihazlara yönelmeyi öneriyoruz. 2008’den beri öneriyoruz hatta:

  • Bellek ve kayıt ortamlarındaki adreslemenin “belirsiz – çok boyutlu” ama “aramanın iki boyutlu” cümlelere bindirilmesi gerekiyor.
  • Sebepsiz iletişim, her an emre amade işletim, her emre amade işletim terkedilmelidir.
  • Bir müstakil iş bir müstakil makine istidadına geçilmelidir.
  • Bir yazılım, kurulduğu makinanın onun için tanımlanmış alanları dışında hiçbir surette vize alamamalıdır.
  • Her iç-talimat kodu bile dinamik-ameli parola işaret alış verişiyle çalışmaya koşullanmalıdır. Hem kod kümeleri hem data kümeleri için ayrı ayrı etiketleme yani.
  • Veriyolları mimarisinde iki boyutluluktan çok boyutluluğa geçilmelidir.
  • KÜBİK-PRİZMATİK İŞLEMCİLER yerine KÜRE İŞLEMCİLER.
  • KÜBİK-PRİZMATİK BELLEKLER yerine MİSKET BELLEKLER.
  • KÜBİK-PRİZMATİK DİSKLER yerine TOPAÇ DİSKLER.
  • Database terkedilmeli, datasphere'e geçilmelidir: Şu farklara işaret edersem belki neye değinmek istediğim açık olacak.

Database; gerçekte iki boyutludur ve üçüncü boyuttan öteye boyut eklemek gerektiğinde "tablolar enflasyonu" söz konusu oluyor. Yeni tablolar ise "ilişki tablolarını" gerektiriyor. Baştan kurgulanan mimari, zaman ve zemin değişmeleri dolayısıyla "geliştirme" gerekleri karşısında "mimari olmaktan çıkıyor", bozuluyor.

Datasphere; gerçekte çok boyutludur ve her yeni boyut zaten "uzay, düzlem, vektör, nokta" ilgisi hal-i hazır mevcut olduğu için yeni yeni yükler doğurmamaktadır. İlişki ise; bir kürenin merkezi ile yüzeyi arasındaki yarıçaplar, açılar, noktalar, kesişmeler ezelden beri var bulunduğu için ta baştan hazır. Baştan kurgulanan mimari diye bir şey yok hem. Yani, siz kürenizi büyük yahut küçük diye kurgulamak durumunda değilsiniz. O küre hangi hacimde olursa olsun diğer bir ölçekle aynı kotlara sahip. Veri yığılması durumunda ise sadece yarıçap boyu uzayacaktır. Kurgunun bozulması diye bir dert yok yani. Elbette “yarıçap boyunun uzaması hem veri mahallini benzersiz kılmaktadır hem mükemmel küre zorunluğu bulunmadığı için patates benzer yumrulara denk veriküresi benzemezliği bir kat daha sonsuz ölçekleme edinmektedir”.

Database; kompleks olay ve süreçlere tam hakimiyet sağlayamıyor. Dolayısıyla temeli düzlemsel olan bir bina içinde "sanallık veya uzamsallık" söz konusu etmek gerekiyor.

Datasphere; kompleks olay ve süreçlere herhangi standart mecrada olduğu zamandaki başarı denginde tam hakimiyet sağlayabiliyor.

Bu tefekkür cehdine katılmakta biraz daha iştiyak görmek umuduyla…



İlgili Konular ⟩ » enformativite » Datasphere » Datosfer


İlgili Haberler