03:25, 15 Aralık 2017 Cuma



Ana Sayfa > Enformasyon Rafinerisi Türleri > Epistemik |

Epistemik Rafineri İnsanın Eşrefine Cihaz Olmalıdır

Niyetlerimiz ve fiillerimiz talimlerimiz yekünuna tekemmül kuvvetinde intaç edebilsin istiyorsak yani ez-cümle, amel defterlerimiz (tabir-i diğer) beşeriyet "o anki sonlu vaziyetler cetveli" şeklinde şimdi, burada, hazır tutulmalıdır.

Epistemik Rafineri İnsanın Eşrefine Cihaz Olmalıdır
Epistemik Rafineri

İnsan insanın ilticagahıdır. İlticagahıdır da bu hal insan insana bağdaşık yahut uzlaşık olabileceği nasibetinden değildir.

Vasatlarımız vardır. Onlardan hangileri iradi ve daimi tavassutlarımız ise bütün mahlukatla aramızda, işte o vakit bir insan diğer insana göre melce makamına geçer. Bu idrak her olup işleyenin Allah’ın bir yaratması tahtında yer sahibi kılındığına kani olmaktır. Dahası her kılıp kılındığımız harekette birbirimiz huzurunda karşılıklı dahil bulunduğumuzu haricimiz telakki etmemektir.

Bu meyanda biz insanlar Yaratan’ın yaratışlarının tecelliyatıyızdır. Oradan husule gelen malumatlara müstağni kalmayız nihayet. Kavrayışlarımız alanına aldığımız hatta kavranılırlar alanına dahil kaldığımız nisbette “Halık’ın eli olan mahluklar” karakteristiğimiz bir gerçek ve geçerlik halinde yaratılmış olacaktır ancak. Ama bu ahvale müsavi cihazlanmamız yok ise eğer mezkür fehmin sanrıdan ve gevezelikten öte bir vakıa, hadise, netice değeri bulunmayacak.

Aramızda var sandığımız bu ıttıla aramızda müşterek ve münhasır bir mülkümüz yahut vasfımız mıdır? Harc-ı aleme bakınca bu suale muvafık nasıl bir cevap bulabiliyoruz?

Bu muhavereyi “yığınlar halindeki malumatı” karşısında dikileduran bu çağın insanı olduğum için mi açıyorum? Hayır. Dünkü insan da yapmaktaydı bugünkü insanın yaptığını. Ya sırt dönüyor ya cephesini dönse de seyirci duruyor ya da bütün varlığıyla o malumatın, müktesebatın içine dalıyoruz. Bu üç tip insan hep vardı. Keza bir insan teki dünya hayatı müddetince o üç halden birinde zaman zaman yahut zamanının bir devresinde yaşamakta, yaşanmakta.

İnsan insanın tecelligahıdır hakeza. Tecellülümüz ise insanın insana keyf bağışlamasından yahut doğru yalan söylemesinden değil. Birbirimize illiyetlerimiz vardır. Onlardan hangileri iradi daimi insiyaklarımız ise bütün hareketlerle, cereyanlarla aramızda, işte o vakit bir insan diğer insana göre celal makamına geçer.

Bu idrak her mevkiin Allah’ın bir rahmı seylince mahal oluşa açıldığına kani olmaktır. Dahası her özendiğimiz, titizlendiğimiz, sakındığımız mecraı müşterek hürmetin haricinde telakki etmemektir. Böylece bir emsal biz insanlar Rabb’in terbiyesinin tecelliyatıyızdır. Oradan husule gelen umdelere müstağni kalamayız nihayet. Ittılaatımız alanına aldığımız hatta muattala atmadığımız niyetler alanına dahil kaldığımız nisbette “Rabb’in nusheti olan secde ediciler” karakteristiğimiz bir gerekler, yerindelikler ve yeterlikler halinde rızalık tulu ettirecektir ancak.

Ya peki bu ahvale müsavi bir cihazlanmamız var mı? Aramızda var sandığımız bu tekellüfsüzlük harc-ı aleme bakınca görülüyor mu?

Niyetlerimiz ve fiillerimiz talimlerimiz yekünuna tekemmül kuvvetinde intaç edebilsin istiyorsak yani ez-cümle, amel defterlerimiz (tabir-i diğer) beşeriyet "o anki sonlu vaziyetler cetveli" şeklinde şimdi, burada, hazır tutulmalıdır. Yoksa bir kısmımız “alık şeker oğlan” diğer kısmımız sasık su misali ancak rutubet hesap bir adem/değersiz geçip gideceğiz “şimdi, burada, hazır” oyun-oynaş demirbaşlarımız güdümünde. Allah korusun.





İlgili Haberler