19:28, 13 Aralık 2017 Çarşamba



Ana Sayfa > Enformasyonizm > Enformativite |

İnsana Has Hayatiyeti İkiye Yaranlar

Tabiyatımıza mahpus olmaklığımızla fıtratımıza duhul etmekliğimizin arasını açıklamak güçlüğünü anlamak sezisi ile anlamak güçlüğünü açıklayan bilgi muhaveresi sorumluluğumuz duruyor önümüzde.

İnsana Has Hayatiyeti İkiye Yaranlar

İnsana has hayatiyette açılan boşlukları, insani söz ile dolduramazsınız. Çünkü o boşluklar insaniyet kaale alınmadığı için oluşmuştur.

Lewis Mumford’un “Teknolojik Dayatma” demek istedi kanımca diyerek “Technological Imperative” isimli makalesinden, yine “bence böyle böyle söylemek istedi” titizliğiyle yaptığım tercümenin son cümlelerini alıntılayacağım burada:

[Çevirinin tamamı için: Ne Halk İçin Emniyet Ne Adalet İçin Hizmet]

“İnsanın kendi hayatı (eğer) tabiyatiyle bu kadar değersiz olduğu halde, bir kolektif makinaya (polisiyeye, teknolojiye, seçilmiş! kabineye, okullara, belediye başkanlığına, finansal organizasyonlara,…) hamledilerek hangi büyüyle iyileştirilmiştir? [Bu tezadı izah gayr-ı kabildir.]

Ve bilim-teknoloji […ve güvenlik-istikrar sistemleri] şebekeleri yardımıyla oluşturduğumuz dünya, oluşumu gereği sorumlulukları ihale eden bir dünya ise hangi mantıkla hem bilime hem otomasyona [hem emniyete hem polisiyeye] sorumluluğu bir değer olarak yükleyebiliyoruz?

Birisi insana has hayatiyetin içini boşaltınca insani söz kesinlikle, sadece ve bir tek “boşluktur”. İnsanın ihtiyaçlarını mekanizasyona ve otomasyona [polisiyeye, teknolojiye, istikrar! şebekelerine] ilişkilendirme sorununa rasyonel bir cevap bulabilmemiz için mekanik dünya resminde boşaltılmış bütün açık özel alanları tamamen doldurmalıyız”.

Mezkür makalede geçen “Teknoloji”, “Makina”, “Mekanizma-Otomasyon”, İcat, “Bilim” kelimelerinin yerine sırasıyla “Güvenlik Tedbirleri”, “Polis”, “Polis teşkilatı-Güvenlik sistemleri”, “Güvenlik donanımı”, “Emniyet” kelimelerini koyarak uyarlama tecrübesiydi –okumasıydı o tercümem.

Her istikrar! sistemi, istikrar kelimesinin yanına “ünlem işareti” koymak dikkatimizi tahrik ediyor. İnsani-beşeri ihtiyaçların birbirine tersinmez surette katıştırılarak şöyle şöyle karşılandığı iddiasıyla bir hizmet karakterine büründürülen o istikrar! sistemleri, esasen, çıktığı-doğduğu-döllendiği diye telaffuz edilen insani ve beşeri ihtiyaç mevkiine muarız ve o mevkiinin iptalini mukadderdir. Çünkü en fıtri insani, ve en tabii beşeri ihtiyaç şubelerinden olan “ihtiyara” hiç dikkat etmeyerek kuruluyorlar.

Kabul, tadil, red… bu üç insiyak ve hak, mezkür “istikrar sistemlerinde” kat’iyetle yokturlar. Bu ihtiyar haklarının yerini tam dolduran ve hiçbir şek, şüphe, tehdit, tedirginlik oluşturmayarak kendine mekinlik ve sükunlukla razı gelinen “istikrar sistemi” zaten yoktur dünyada, ne eskide ne şimdi ve burada.

Dolayısıyla sorun, “kabul, tadil, red” ihtiyarımızı kah uysallaştırıcılık kah uyuşturmacılık yoluyla tıkamak, kütleştirmek, güdükleştirmek için “o boşlukları… insaniyet noksanlarından doğan boşlukları” tatmin, unutturma, fayda, kazanç, keyf, çürük şikayet, gevezelik ve manipülatif taşkınlık, güdümlü meşveret araçlarıyla doldurma tezgahlarının devreye sokulmasında aranmalıdır. Zira o mahut istikrar sistemlerini vaz` ve icra eden mihraklar, içinde insaniyet bulunmadığı için nice boşlukla illetli sistemlerinin zayıflıklarını öylece tahkim etmektedirler. Ve “hilaf” müessesemizi… insaniyetin-beşeriyetin bu güzide müessesesini iğfale yarayan her fırsatı yaratmaya teyakkuz halinde, fesad cehdine tefekkür cehdi kıyafeti biçen konfeksiyon mekanizmalarına garkolduğunu farkedemeyen insanlar üretiyorlar. Netice… tabiyatını fıtratının fevkine koyan, hatta kendini sadece tabiyatından ibaret sayan nice “istikrar-sistemi-yandaşı”nın insan-beşer tebarüzesine galip renk oturmasını başarıyorlar. Sakınacakları şeyler ile kaçınacakları şeyleri tefrik edebilenler muzır, uyumsuz, huzursuz, hasta yaftalanabilinir duruma-açığa düşüyorlar böylece.

Ne yerine ait sözün sahibi ne de şeyi hakkını haiz ve hakkına sahip tutan söz hakikidir, sadece ve ancak “şebekeye ait-dahil” olan söz hakikidir hükmü karşısında ne yapabiliriz? Sorunu ve soruyu tashih ettiğimi düşünüyorum. Çözülmesi imkansız görüneni, çareyi muhale düşüren soruyu; getirilmesi zorunlu çareyi işaret eder hale kavuşturduğumu düşünüyorum.

Önümüze sürülen “açıklamak güçlüğünü anlayamadığımız” ve zaten “açıklanacak hiçbir şey yok ki burada canım” sigasıyla önümüze sürülen sorulardan zihnimizi sakınmak sorumluluğumuz var insan olarak en önce kendimiz üstünde. İstikrar! Sistemleri karşısında tecavüze uğradığını sezen, duyan, gören insan, ahvalini açıklamak güçlüğünü anlamalıdır o anda. Ve anlamdaki hayatın vücudu olan “bilgi”yi, hangi şeyi anlamak güçlüğünü açıklayarak öğreneceği merakına, heyecanına adım atmayı yaşamalı. Bu adımları ata ata ömrünü tamam eden insanlardan kalan miras bugün sadece mezarlarda ve kitaplarda duruyor.

Bilişsel alanlarımız; tabiyatımızın bağlantılık cihaz durumuna düşürülmesi üzerinden tahrif tehlikesi altındadır. Bilişsel alanlarımız ve kişiselleşme, bireyleşme müştemilatımız; onları kendi tercihlerimizle teşkil mahallimiz olmaktan çıkaranların çeşit çeşit bellek protezlerine ve sosyal protezlere dönüştürenlerin işgal tehdidi altındadır.

Şahsiyetin… haberlerle, hükümlerle, emirlerle, müşahedeyle, tecrübeyle, mükaşefeyle, müzakereyle insanda inşa ola ola muhayyileyle, musavvereyle, teemmülle fıtratımızın tabiyatımızın fevkine çıkarılabileceğini; yani bilincin sistemlere galip geleceğini ümidediyorum. Tabiyatımıza mahpus olmaklığımızla fıtratımıza duhul etmekliğimizin arasını açıklamak güçlüğünü anlamak sezisi ile anlamak güçlüğünü açıklayan bilgi muhaveresi sorumluluğumuz duruyor önümüzde, görmüyor musunuz? Fıtratınızı işitmiyor musunuz?



İlgili Konular ⟩ » Enformasyonizm » bilgiişlem » enformativite


İlgili Haberler