19:30, 13 Aralık 2017 Çarşamba



Ana Sayfa > Enformasyonizm > Konnektivite |

Anlamdan Algoritmik Anlatıma

Enformasyona Musallat Çarpık-Sapık Konnektivite... 1629’da Descartes’ın “decimal numbering” meşgalesi olan, kelimeleri numara indislere tahvil etmek ile Enformasyon Teorisi müellifi C. E. Shannon’un 1940’lardaki “kelimelerdeki ayrıksılık” meşgalesi arasında yeni bir establish olarak anlamın modellenmesi sergüzeşti, enformasyona musallat çarpık-sapık bir konnektivite inşaı değilse eğer, gelegeldiğimiz şu bilişim teknolojileri özerkliği/dokunulmazlığı neyin nesidir!? 17.yy’da Leibniz’in “daha çabuk hesaplamanın yöntemlerini araması” çağdaşı Edmund Halley’in John Graunt’un sigortacılar için yarayışlı bir “tecimsel aklediş cihazlanması” arayışı seferberliği değil midir yani!? 18.yy’da Condorcet insan zekasının ilerlemesini soruştururken “insan aklının kaştardığı herbir suni şeye, gerçeği bilmeyi kolaylaştırıcı ve yanlışı da kesinlikle ihtimal dışı tutucu kesinlik ve açıklık kıymeti veren bir dil” araştırmayı hedef göstermiyor muydu!? 19.yy’da George Boole “algoritmik anlatım” uğraşısıyla hangi mirasa ekim yapıyordu sanki!? Uzam ille de öznellikten özdeşliğe çarpıtabilinmeli miydi yani!? Bir şeye, o şey olmaktan başka bir hudut ihdas etmenin ve o tahdidin her mahal ve zamanda mutlaklaştırılmasının alemi nedir yani!?

Anlamdan Algoritmik Anlatıma

Michel Foucault, benzerlik üzerine tetkikinde convenue (convenientia) – münasip/muvafık faslı açıyor. Gereksiz görmüyorum. Hatta malumunuz kendi tetkikimde… “konnektivite” tezkiremde istifadeli bile buluyorum. Yersiz bir dikkat illiyeti değil zaten “benzerlik”. Bir konnektit yani müretteba olarak benzerlik, kahir ekseriyette münasebet ile muvafakat ile alakalıdır. Birbirine yakın oluşlarından ötürü, kurbları muhakkak oluşlarından ötürü birbirlerine yakışanların münasebetinden, muvafakatından münakaleyle husule gelir zaten konnektivite. Ama Foucault meselenin bi’yerinde kopuyor tetkikinden. Farklı, aynı, benzer üçlemesini bir dilin derununda bir müphemiyette bağlantılandırmaya zorluyor.

Enformasyon, şeyin çekirdeği… o şey dil olsun mesela, işte onun etrafında oluşan zarf zarf içinde bünyenin azaları arasındaki verili-anlamlı istifsal-istihsar ile ne tam izah edilebilir ne de tam ibraz. Muhtaç olduğumuz, o tebarüz edici izah hasri hasri ve fasli fasli değil, hasrın da faslın da tayin edici ıttılaya mutabakatıyla meydan edecektir. O ıttıla ise farklar, aynılıklar, benzerlikler, yakınlıklar diye “takdir edebilişimiz olarak işler, yürür”. O derunda, esasen “biz” ve “ben” vardır; farklar, aynılıklar, benzerlikler, yakınlıklar değil.

Çünkü kendinde müncer ve derç olan alaka ve ihtiva bütünlüğüyle her bir biliş; bir gömlek bir zarf bir buut halinde şeyin etrafına sarılı sarılıverirken sargı emsal hangi bilişin hangisiyle hemen üstte – hemen altta yere takdir edilemiyor sadece. Falanca gömlek feşmekancadan üç sonraki beş sonraki bir zarf olarak yer alışından elbette müteessirdir. Ve tabi başka bir yerdeki zarfa da müessirdir. Veritabanı sistemlerinin kifayetsizliği ve körelticiliği bir verinin, hemen bir üstü ve altındakiyle ancak konnekt kalakalması sonucunu; o sistemin arkaplanı olan ve kendinden öncekiler gibi Foucault’nun da ille hepsini saymaya gayretkeşliğine hamletmelidir. Veriküresi tasavvur edemiyor zavallılar. İşbu mahut mevkilenişten tulu eden bir ihaledir ve bu ihaleden içe doğru meksefe ile bir heykeldir, enformatiklerin, şu zor-zahmet teşhis edilen konnektivitesi zaten. Enformatikler ile enformatitler arasındaki konnektivite, esasen; intikalimizdir, dimağımızın dolukmasıdır, zihnimizin işlemesidir, hislerimizin uyanmasıdır… işte nice isimler verdiğimiz, tasvirler getirdiğimiz müretteba’dır.

Foucault sanki meseleye ayıkmış sanılıyorsa, o, sezinden bir adım ileriye taşımaya çalıştığı şu teşhislerinden dolayıdır. “Unsurlar sistemi” diye yenide bir isimlendirme yapıyor biliyorsunuz. Diyor ki; “ bir ‘unsurlar sistemi’ en basit düzenin ihdası için vazgeçilmez niteliktedir… unsurlar sistemi, yani üzerinde benzerliklerin ve farklılıkların göze görünür hale gelmedikleri segmanların, bu segmanları etkileyebilecek değişme tiplerinin, nihayet üzerinde farklılığın ve altında benzerliğin yer alacağı eşiğin”.

Eğer sakin ve agah ise işbu sırlı terettüp nereden belli olacak, değilse yani kuskun bir suskunluk gebeliği ise nereden belli olacak? Foucault devamla, “düzen” diyor; “kendini aynı anda hem onların iç yasası, onların bir bakıma birbirlerine en uygun şekilde denk düştükleri gizli şebeke olarak; hem de bir bakışın, bir dikkatin, bir dilin çerçevesi içinde varolabilen şeydir; ve düzen ancak bu çerçevelendirmenin beyaz kutuları içinde, zaten oradaymış ve telaffuz edilmeyi sessizce bekliyormuş gibi kendini derinden derinden dışa vurabilmektedir”.

Foucault “eşikler-benzerler” hükmedişinden, neticede, bizi eşitler-mahdutlar intikaline hapsedip bırakıyor fakat. Bu kabul edilemez oysa. Zaten kendinden evvelkiler de oraya tıkıştırmışlardı bizi. Döndürüp dolaştırıp yine aynı hücreye giriyor Foucault nihayet. Her lisanın atan nabzından istifadeyle sezilebilen içkinlik-esrar, Foucault’nun deyişlerini izleyedurunca yine ve yine “anlamın tevkifi” olarak görünüyor. Ama Foucault, hani, “anlamın tevfiki”ni arıyordu!

Bu ifsadın mücrimi Foucault değil gerçi. Suçlamıyorum onu. “İdola”ların iptaline koyulanlar, onların takipçileri şahsında gide gide yeni idolaların icadına ve fakat daima postulaların iletim kanalı durayazan yeni idolaların icadı noktasına geldilerse nasıl; Foucault da aynı yolculuğu… 300-400 yıllık yolculuğu, kendi ömrü müddetince yapmış, vah!

1629’da Descartes’ın “decimal numbering” meşgalesi olan, kelimeleri numara indislere tahvil etmek ile Enformasyon Teorisi müellifi C. E. Shannon’un 1940’lardaki “kelimelerdeki ayrıksılık” meşgalesi arasında yeni bir establish olarak anlamın modellenmesi sergüzeşti, enformasyona musallat çarpık-sapık bir konnektivite inşaı değilse eğer, gelegeldiğimiz şu bilişim teknolojileri özerkliği/dokunulmazlığı neyin nesidir!? 17.yy’da Leibniz’in “daha çabuk hesaplamanın yöntemlerini araması” çağdaşı Edmund Halley’in John Graunt’un sigortacılar için yarayışlı bir “tecimsel aklediş cihazlanması” arayışı seferberliği değil midir yani!? 18.yy’da Condorcet insan zekasının ilerlemesini soruştururken “insan aklının kaştardığı herbir suni şeye, gerçeği bilmeyi kolaylaştırıcı ve yanlışı da kesinlikle ihtimal dışı tutucu kesinlik ve açıklık kıymeti veren bir dil” araştırmayı hedef göstermiyor muydu!? 19.yy’da George Boole “algoritmik anlatım” uğraşısıyla hangi mirasa ekim yapıyordu sanki!? Uzam ille de öznellikten özdeşliğe çarpıtabilinmeli miydi yani!? Bir şeye, o şey olmaktan başka bir hudut ihdas etmenin ve o tahdidin her mahal ve zamanda mutlaklaştırılmasının alemi nedir yani!?

Yeni bir establish… “kurulum kurmanın temeli” hadiselerin yeknesak vekaini tahkimle tesbit eden işler ve vukuu sıklığını bir teçhizatlanma haline çeviren cihazlar sayesinde işgal edilmiş olmuyor mu, şu mahut sergüzeşt neticesinde? Eşlik eşitlikle, özdelik özdeşlikle “eşgüdülebiliniklik” zilletine düşürülebilinsin diye işletilmiyor mu şimdiki enformatikler? Hepimiz ve herşeyimiz hesaplanabilir nesneleriz nice zamandır. Yani sınırlarıyla mazbut kılınmış alanlardan bir tanesi de insan ve onun idrakidir, yazık.



İlgili Konular ⟩ » Algoritmik » Konnektivite